Mustafa BÜLBÜL

06 Eylül 2011 Salı 17:53 DİĞER KÖŞE YAZILARI

BU NE VEFASIZLIK?

Geçtiğimiz Salı günü Ramazan Bayramı'nın ilk günüydü. Hoş bir tesadüf olsa gerek aynı gün 30 Ağustos Zafer Bayramı'na denk deldi. Nitekim bazı yayın organlarının da ifadesi ile 'çifte bayram' yaşandı.

Bayramı bayram gibi yaşamanın ön şartı onu haketmek olmalı. Nitekim yirmi dokuz günlük oruç ibadetinden sonra Ramazan Bayramı Müslüman için bir hediye olması vesilesi ile tüm Müslümanların hak ettiği bir bayram olarak kutlanmaktadır. Sonuçta Ramazan ayı boyunca Allah (C.C.)'ın emir ve yasaklarına uyma konusunda, hayır ve hasenatların gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması konusunda hassasiyetlerin arttığı bir dönemin sonunda elbette bir bayram yakışırdı. Cenâb-ı Allah da kullarını böyle bir bayramla ödüllendirmiştir.

Aynı günün ikinci bayramına gelince. Evet, dini ibadetlerimizin de layıkıyla yerine getirilmesi için hür bir memlekette yaşıyor olmanın nimetlerini biz bilemeyiz. Çünkü, Allah'a çok şükür esaret görmemişiz. Ama yıllarca Sovyet egemenliğinde yaşayan Müslümanlardan, Doğu Türkistan'da yaşayan Türklerden, İsrail egemenliğinde yaşayan Filistinlilerden sormak lâzım. Öyleyse, 30 Ağustos 1922 günü kazanılan ve yıldönümlerinde kutladığımız Zafer Bayramı'nın, dini vecibelerimizi yerine getirebilme noktasında büyük öneminin olduğunun altını kalın çizgilerle çizmek zorundayız.

Bunu niçin söylüyorum? Ramazan Bayramı namazında irad edilen hutbeyi dileyenler anlamışlardır. Gittiğim camide de, diğer camilerde de (yaptığım araştırmaya göre) hutbenin konusu Zafer Bayramı idi. Şehitlerimizden ve gazilerimizden sitayişle bahsedildi. Fakat, bu zaferi bizlere armağan eden bu şehit ve gazilerimiz sanki başıboş ve disiplinsiz bir kalabalıkmış sanılıyor olmalı ki, ordunun başkomutanının adı hutbenin hiçbir yerinde geçmedi. Üstelik zaferin kazanıldığı gün yapılan savaşın adının Başkomutanlık Meydan Muharebesi olduğu dahi düşünülmeden.

Haktan, hukuktan ve adaletten söz edenler niçin o savaşın başkomutanının hakkın teslim etmekten çekinirler anlamış değilim. Hutbe metninin Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanmış olduğu kanaatiyle o kuruma sesleniyorum. Bu eksiği tamamlayın.

Müslüman Türk milletinin de aslında bu konuya dikkat etmesini bekliyordum. Çünkü hak ve adaleti bilen bir milletin evlatlarının bu haksızlığa bir itirazı olmalıydı. Ama olmadı. Vefasızlık bizim kitabımızda yazmaz. Başkomutan Gazi Mareşal Mustafa Kemal Paşa, o gün o muzaffer ordunun muzaffer komutanıydı. Bu gerçeği görmemek mümkün değil. Aksi halde, siliverelim Tarih kitaplarından bu ismi olsun bitsin.

Şu an ordumuzun başkomutanı kim? Tabii ki Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül. Bu kendisine anayasamızın verdiği bir yetki ve sorumluluk. Şimdi biz bu isimi ve ünvanı nasıl görmezlikten gelebiliriz?

Diyor ki Hz. Mevlana; "Dostlarını daima vefâ ile hatırla can! Arayan sen ol, bulan sen; tanıyan sen ol, kucaklayan yine sen. Kula vefâsı olmayanın Hakk'a vefâsı olmaz..."

16371 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • istanbullu - 19 Eylül 2011 Pazartesi 22:27
    yüreğinize sağlık mustafa bey.kullar nankör olurmuş öyle derler,toprak unutmaz,taş,ağaç,denizler,topraktaki kan unutmaz.
KONYA ⇓
İmsak 04:51
Güneş 06:16
Öğle 12:56
İkindi 16:31
Akşam 19:22
Yatsı 20:41
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
DÖVİZ KURLARI
USD 3.4321     EURO 4.0965     IMKB 109704     ALTIN 147,771    
19°KONYA



     Aktif Anket Yok...